DisleksiGüncel

Bir Öğrenilmiş Çaresizlik Hikayesi…. Beni ANLA

Eğitim hayatında öğrenilmiş çaresizlik ve disleksi

Çaresizlik hissedilir… Çaresizlik yaşanır… Çaresizlik gönle oturur… Çaresizlik gözlerde okunur… En acısı da çaresizlik öğrenilir.

Daha önce hiç yaşamadığınız, farkına varamadığınız bir dezavantajınız, bir imkansızınız gün gelir ortaya çıkıverir. Bu dezavantajınız birilerinin gözünde büyür , bir hain göz parıltısının projektör aydınlığında dünya alem ifşa edilir. İmaları uyarılar takip eder, uyarıları alaylar… “O mu ?… Ha !… Yok yok !… Henüz değil ! …Öğrenemedi okumayı… Ancak heceleyerek okuyor bu yaşında… Öğretmenim o hep böyle yanlış okur zaten…” Zamanla uyaranlar da uyarılan da bu durumu kanıksar. Neticesinde “ O böyle zaten” diye düşünenlere karşılık “Ben böyleyim zaten” düşüncesi kemikleşir. Bunun sonu da öğrenilmiş çaresizliktir.

Öğrenilmiş çaresizlik fıtratı değiştiren, yetenekleri sıfırlayan, fasit bir daire içinde bir ömrü heba eden, aslında trajik bir durumdur.

Öğrenilmiş çaresizlik bir köy kuyudur.

Bir kere bu kör kuyuya itildikten sonra zaman geçtikçe çıkışınız imkansız hale gelir. Birçok deney yapılmıştır öğrenilmiş çaresizliği tanımlayabilmek adına. Aç bırakılan köpek balığı deneyi, zıplama yeteneği köreltilen pire deneyi gibi.

Eğitim hayatında öğrenilmiş çaresizlik en çok dislektik öğrenciler de görülür.

Bu öğrencilerde aslında zeka sorunu yoktur, hatta bazıları parlak zeka olabilir. Fakat okumaları bir türlü arkadaşlarının seviyesinde olmaz. Genellikle sınıfın en geç ve en zor okumayı sökenleri olurlar. Heceleyerek okurlar uzun müddet. Sık sık okuma hataları yaparlar. Satır atlarlar. Nerede kaldıklarını unuturlar. Bazıları yazarken birtakım harfleri hep karıştırır. Kimileri için sayılar hiçbir anlam ifade etmez. 6’da onlar için sayıdır 9’da. Hangisi küçük hangisi büyük bir önemi yoktur, yıllar geçse de dört işlemde parmaklar her zaman en büyük yardımcıdır. Çoğunun kafası çorba gibidir. Bilgiler karmakarışıktır; yönergelerin başı ,sonu, ortası yoktur; uyaranlara uygun tepkiler, sorulara doğru cevaplar hep gecikmeli verilir. Defalarca tekrarlanmış konuları ilk defa duyuyormuş gibi dinlerler ve sık sık kopuverirler bulundukları zamandan , ortamdan. Bazıları da bedenine bir türlü söz geçiremez. Atılan topu yakalamak, düz bir hatta yürümek öylesine imkansız olur ki. Bu tip dezavantajları yaşayan bireylerin çevresindeki ebeveynleri, öğretmenleri, arkadaşları “Disleksi”yi duymamışsa kendisini genellikle “farklı” olarak nitelendirirler. Bu sorunlarla uygun zaman, yöntem ve tekniklerle baş edilmedikçe, öğrenilmiş çaresizlik baş köşeye kurulur.

Ben Yapamam ki çözümsüzlüğü

Özellikle Türkçe, matematik, beden eğitimi dersleri bu öğrencilerin kabusu olur. Hiçbir zaman bu derslerle yıldızları barışmaz. Bu derslerdeki yanlış tutum ve davranışlar cevabını bilemediğiniz, ama üzerinize boca edilen “ okumandın mı hiç, yine mi unuttun, çalışmadın değil mi , öğrenemedin mi zihinden yapmayı … ?” gibi sorular karşısında ezildikçe ezildiğiniz zaman içerisinde “Ben yapamam ki” çözümsüzlüğünü yaşayarak, öğrenilmiş çaresizlik prangası ayağınıza gün be gün geçirilir . Bu acı tecrübeyi maalesef yıllarca bizzat yaşadım. Ortaokulda Türkçe dersinin, lise de edebiyat dersinin metni anlama ve okuma bölümleri hep karabasanım oldu. Yıllarca ezildim doğru okuyamamanın altında. Edebiyat öğretmeni oldum. Kitaplar okudum, masallar yazdım ama an geldi yine yanlış okudum. Bu adını koyamadığım, zonklaması hiç dinmeyen kıymığı battığı yerden bir türlü çıkaramadım. Ta ki “Disleksi” durumunu öğrenene kadar. Oysa ki müşfik ve nereye dokunmasını bilen bir elin küçük dokunuşu yıllardır yaşadığım bu durumda bana yol ve yön gösterebilir, beni doğru yola sokabilirdi. Yıllar yılı bu durumla el yordamı ile mücadele etmek zorunda kalmayabilirdim. Ben yine de direndim. Dişlerimle yapıştığım eğitim hayatını bırakmadım..

Dislektik bireylerin dezavantajlarının yanında onları hayata başarılı kılacak yetenekleri vardır : organize etme, üretme, farklılık katma, ilham verme, yeniliklere imza atma …gibi . Fakat maalesef ülkemizde öğrenilmiş çaresizlik girdabına kapılıp okumayı, öğrenmeyi bırakan dislektik öğrencilerin yaklaşık %40’ı lisede eğitim hayatını sonlandırıyor veya kendileri için uygun olmayan okullarda öz benliklerini ve kabiliyetlerini yitirerek mezun oluyor.

Bu değerleri yitirmemek ve bir bireye en büyük kötülüğü yani öğrenilmiş çaresizliği yaşatmamak adına herkese çok önemli görevler düşüyor. Sistem değişmeli, kaynaklar değişmeli, öğretmenler değişmeli gibi bizi aşan çözümler peşine düşmekten ziyade. Ebeveyn, öğretmen, arkadaş dislektik bireyin hayatında hangi rolümüz varsa öncelikle kendimizden başlamalıyız. Bu bireyleri olduğu gibi kabullenmeli, onlara saygı göstermeli, onların yolunu tıkamak yerine yollarını açan olmalıyız. En önemlisi de onlara aidiyet duygusunu kazandırma adına onları gönülden sevmeliyiz.

Selçuk TAYKUTGÜL
Eğitim Uzmanı
Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı